Macron ateşle oynuyor! Dua etmek de yasak

Fransa’da yasalaşması beklenen “İmamlar Tüzüğü”nün taslağını değMacron ateşle oynuyor! Dua etmek de yasak
Haber7 yazarı Fatih Karakaya “Fransa’da dua etmek yasaklanacak mı?” adlı köşe yazısında, Fransa’da yasalaşması beklenen “İmamlar Tüzüğü”nün taslağını değerlendirdi ve Müslümanları bekleyen tehlikeleri sıraladı.
erlendirdi ve Müslümanları bekleyen tehlikeleri sıraladı.

Yazıda, tüzüğün içeriğine dair bilgiler paylaşılırken, imamların görüşlerine de yer verildi. Karakaya, bu şekilde Müslümanların ülkede ciddi şekilde baskı altına alınacağını belirtti.

Tüzüğe göre; “Camilerin dış ülkelerden finansmanı kesilecek, tüzüğe uymayan imamlar görevden alınacak, Müslümanlar siyasi anlamda bir tek kelime dahi edemeyecek, hükümet neyi emrederse harfiyen yerine getirecek, camilerde Filistin, Keşmir, Arakanlılar, Uygur Türkleri gibi zulüm görenlere dua etmek bile ‘dış müdahale’ kabul edilecek.”

“Tüzüğün yeni versiyonunda, ilkine göre çok büyük tartışmalara neden olan “Devlet İslamofobi” kelimesini kaldırıp yerine “devlet ırkçılığı” yazılmış. Ancak kelime oyunu yapılsa da metnin mantığında hiçbir değişiklik yok. Böylece değişen metin şu şekli almış: “Tüm kalbimizle yeniden onaylıyoruz ki sözde “devlet ırkçılığı” suçlaması Fransa’da hiçbir gerçeği yansıtmıyor.” Yani açık açık bugün ya da ilerideki hükümetlerin alacağı kararlar eleştirilemeyecek. Bu kararlar da haşa “Allah yok Cumhuriyet var” diye camilerin kapısına asacak olsanız bile! Böyle bir cümleyi Kuzey Kore’de bile dayatamazlar ama Fransa’da imamlar eli ile yapıyorlar.”

Bazı imamlar, tüzüğün hükümet tarafından bilinçli bir şekilde ağır şartlar içerdiğini ve böylece bazı federasyonların kabul etmeyeceğini varsayarak onları dışlamak için fırsat kollayacağını savunuyor.

İşte Karakaya’nın yazısından diğer detaylar şu şekilde;

“Bu köşede sürekli Fransa’da olan bitenleri yazıyorum. Gün geçtikçe şartlar Müslümanların aleyhine ağırlaşıyor, Fransa’nın öncülüğünü yaptığı bu akım karşısında demokratik güçler direnmez ise bütün Avrupa’da Müslümanlara karşı insanlık suçu işlenecek.

Sizlere daha önce bahsettiğim “İslamcı ayrılıkçılığa karşı yasanın” bir parçası olan İmamlar Tüzüğünün taslağı basına sızdı. Tüzüğü okuyunca insan gerçekten hayretler içinde kalıyor.

Macron tarafından istenen ve Müslümanlar konseyi CFCM’nin gizlice yazdığı sözleşmenin, hükümet isteklerine harfiyen uyması genel olarak imamlarda bile rahatsızlık uyandırsa da herkes sessizliğe bürünmüş durumda.

İmamların etki alanını belirleme gibi bir görevi olması beklenen bu tüzük tamamen farklı alanlara kaymış durumda. İbadethanelerde siyasi söylem yasağı gibi konuları ele alması beklenirken tamamen tüm Müslümanlara yönelik “hazır düşünce kılavuzu” şeklinde özgürlüğü kısıtlayıcı bir tüzük ortaya çıktı. Mesela tüzüğe göre “Devlet İslamofobisi” terimini kullanmak yasaklanacak.

Macron’un ısrarlarla istediği tüzüğe göre buna uymayan imamlar görevden alınacak. 18 Kasım’da yine Macron bu sözleşmeden bahsederken hedefinde Siyasal İslam ve dış müdahaleler vardı.

Sonuç olarak ortaya çıkan tablo hükümetin talepleri ile birebir örtüşüyor. 8 Aralık’ta yazılan ve basına sızan ilk versiyonda tüzüğün ismi «Fransa’daki Müslümanların prensipleri» adı altında idi, yani imamların etki alanından ziyade tüm Müslümanların düşüncesini kısıtlayıcı bir durum ortaya çıkıyordu.

Tüm camileri ilgilendirecek

Öte yandan CFCM’nin başkanının kendi görevlilerine gönderdiği bir mailinde şu cümleler yer alıyordu: «Cumhurbaşkanı tarafından istenen tüzük sadece oluşturulacak Ulusal İmamlar Konseyi (CNI) üyelerini ilgilendirmiyor, ayrıca tüzüğü kabul eden veya etmeyen diğer tüm federasyonları da ilgilendiriyor».

Ancak tepkilerden korkulduğu için «CNI imamların tüzüğü» olarak değiştirildi. Her yönüyle devletin laiklik anlayışına ve politikasına uyumlu olması dikkat çekiyor.

Mediapart’ın edindiği bilgiye göre tüzükte her türlü yasalara uyulması gerektiği çağrısı yapılırken, imamların görevi ile ne alakası varsa Marlene Schiappa gibi bakanların savunduğu “kadınların sünnet edilmesi, zorlama evlilikler ve bekaret belgesi” konularına atıfta bulunuluyor.

Yani burada sanki Müslümanlar zorba ve bu resmi bir şekilde kayıtlara geçirilmiş oluyor.

Ayrıca camilerin dış ülkelerden yardım alması ile ilgili konuların yanı sıra özel bir paragraf da “devlet hizmetlerinin tarafsız” olmasına ayrı bir önem verilmiş. Buradan kasıt ise daha önce yazdığım gibi “ayrılıkçı yasa da yer alan başörtülü bir anne okul gezisine bile katılmamasına” imamlar onay vermiş olacak.

Dış müdahaleden kasıt ise artık camiler Türkiye’den ya da Almanya “genel merkezden” yönetilemeyecek. Dışarıdan da para almak zorlaştırılacak ki finansal özgürlük olmasın. Camilerin bakkalları da, çay ocakları da sıkı bir denetime girecek.

Tüzükte bazı cümleler şunlar: “Siyasi düzen, dini düzenden ayrıdır”, “İbadet yerlerinin siyasi mesajlar vermesini ya da dünyanın başka yerlerinde olan sorunlarını ithal etmesine karşıyız.”

İşte burası çok can alıcı bir nokta. Daha önce de belirttiğim gibi siyasi tavırdan kasıt asla şu partiyi bu partiyi destekleme değil. Müslümanları ister ilgilendirsin ister ilgilendirmesin hiçbir konuda açıklama yapamayacak. Örneğin başörtüsü yasağına karşı olamayacak. Hükümetin aldığı kararları harfiyen yerine getirecek. Yarın kadın imam olacak dense itiraz hakkı olmayacak. Hatta bir Türk siyasetçinin camiyi ziyareti bile “dış müdahale” olarak algılanacak.

Cuma günü hutbede Filistin için dua etmek “dış ülkelerdeki sorunları ithal etmeyeceğim” maddesine ters düşmüş olacak. Artık Arakanlılar, Uygurlar, Keşmir vs.. Müslümanların kanayan yarası olamayacak.  

Daha felaketi ise tüzüğün ilk versiyonunda “devlet islamofobisi” kullanılması “propaganda ve yalan bilgiler” başlığı altında yasaklanıyordu: “Fransa’daki Müslümanlara zulmedildiğini iddia eden karalayıcı kampanyaları şiddetle reddediyoruz. […] Mağduriyet tutumu nefreti kovmaz, sadece onu beslemeye yardımcı olur”.

Aynen bunu söyleteceklerdi imamlara. Fransa birçok kez Uluslararası İnsan Hakları örgütü tarafından suçlanmış iken bunun olmadığını iddia etmek başta Müslümanlar olmak üzere tüm Fransızlara bir ihanettir. Yarın aşırı sağcı bir hükümet geldiğinde hükümetin hiçbir kararını eleştirmeye cürret bile edemeyeceksiniz. Özellikle ırkçıların “amma da mağdur edebiyatı oynuyorsunuz” söylemlerini imamlara da söyletmeleri ne acı değil mi?

Ancak bu versiyon CFCM içinde çok büyük tartışmalara neden olunca “islamofobi” kelimesini kaldırıp yerine “devlet ırkçılığı” olmadığı yazılmış. Ancak kelime oyunu yapılsa da metnin mantığında hiçbir değişiklik yok. Böylece değişen metin şu şekli almış: “Tüm kalbimizle yeniden onaylıyoruz ki sözde “devlet ırkçılığı” suçlaması Fransa’da hiçbir gerçeği yansıtmıyor.” Yani açık açık bugün ya da ilerideki hükümetlerin alacağı kararlar eleştirilemeyecek. Bu kararlar da haşa “Allah yok Cumhuriyet var” diye camilerin kapısına asacak olsanız bile!

Böyle bir cümleyi Kuzey Kore’de bile dayatamazlar ama Fransa’da imamlar eli ile yapıyorlar. Sonuçta sivil toplum kuruluşlarının fikir özgürlüğü vardır. Hükümetin uygulamalarını ırkçı ve islamofobi bulması en doğal haklarıdır. Fransa böylece düşünce özgürlüğüne bile müdahale etmektedir. İstedikleri biz “Müslümanları değil teröristleri hedef alıyoruz” algısını oluşturmak bunun için de “içeriden” desteğe ihtiyaçları var.

Siyasal İslam ile mücadele

Son yıllarda Müslümanlara karşı savaşın diğer adı siyasal İslam ile mücadeledir. Sanki siyaset yapmak suçmuş gibi ya da Müslüman olmak siyasete engel gibi algı üretiyorlar. Bir taraftan terör ile mücadele ettiklerini savunurken diğer taraftan Müslümanlara hareket alanı bırakmıyorlar. Kendilerini ifade edilebilecek en ufak bir platforma izin vermiyorlar. Bu nedenle bu tüzük de “siyasi İslam” ile mücadeleyi ana kapsama almış durumda. Bu manada 23 Aralık’ta bakana sunulacak tüzükte tam neyi ifade ettiği bilinmeyen “ayrılıkçılık” ile mücadele vurgusu da yapılıyor. Müslüman olmanın bir nevi “ayrılıkçı” olmak olduğunu mu anlatmaya çalışıyorlar?

Yine Mediapart’a konuşan CFCM’den bir imam, “tüzüğün hükümet tarafından bilinçli bir şekilde ağır şartlar içerdiğini ve böylece bazı federasyonların kabul etmeyeceğini varsayarak onları dışlamak için fırsat kollayacağını” savunuyor.

Aynı şekilde 18 Kasım’da Macron üstüne basa basa “İmzalayanlar ve imzalamayanlar olacak. Gerekli sonuçları çıkartacağız. Ya Cumhuriyet ile birliktesiniz ya da değilsiniz” diye tehdit emişti.

Her zaman birlik beraberlikten bahsederiz ama bir türlü olmaz. Neden olmadığını da gösteren şu olay insanı kahretmesin de ne yapsın?

“Halbuki 18 Aralıktaki toplantının gündeminde böyle bir tüzük söz konusu bile değildi” diyen bir cami yöneticisi bu fikrin Paris Büyük Camiisi başkanı tarafından önerildiğini ve Macron tarafından kabul görüldüğünü anlatıyor. Yani tokmağı verip kafamıza vur diyen yine bir Müslüman.

Ancak işin ilginç tarafı ilk baştaki fikir her federasyonun kendi tüzüğünü hazırlaması ve sonra da ortak bir sentez çıkarması imiş. Fakat garip olan Paris Camiisi hiçbir zaman bir tüzük hazırlamamış ya da hazırladığını göstermiyor. 

Çünkü Paris Büyük Camisi yeni rektörü Chemseddin Hafiz, İçişleri Bakanı Darmanin ile doğrudan bu meseleyi bizzat yönetiyor ve içeriğini hiç kimse anlatmıyor.

Bu Cezayirli Avukat Sarkozy’e yakın bir kişi. Hatta ocak ayında göreve gelince Müslümanlar tepki göstermiş ancak yakınları onu ziyarete gelen Sarkozy ile resimlerini paylaşıp gözdağı verince “büyük yerlerden destekleniyor mesajını” vererek gözdağı vermişler. Şu anda Macron’un da en büyük danışmanı Sarkozy olduğuna, Darmanin ise Sarkozy’nın manevi evladı gibi oluğuna göre varın siz planı canlandırmaya çalışın. Benim korkum acaba federasyonlara farklı sözler söyleyip çok farklı bir tüzük mü kabul ettirecekler. Yoksa aklı başında hiçbir Müslüman böyle bir tüzüğe imza atamaz. Atarsa da büyük vebal içindedir. 

Chemseddin Hafiz zaten iktidarın dayattığı ne varsa desteklemek için can atıyor. Ancak kendisinin Cezayir’e bağlı olması ve Cezayir tarafından finanse edilen caminin başkanı olması ayrı bir komedi.

Şu anda hükümet olayı çok abarttığının farkında. Ama Müslümanların sessizliği onları cesaretlendiriyor. Ne garip ki sürekli basına açıklama yapmayı seven İçişleri Bakanı bu suçlamalar karşısında sessiz ve basına bilgi vermiyor. Tıpkı HAFIZ Chemseddine gibi o da basına açıklama yapmayacağını söylüyor. CFCM başkanı ise basından köşe bucak kaçıyor.

Kapatılma korkusu

Hatırlayacağınız gibi geçtiğimiz aylarda önce Barakacity daha sonra da İslamofobi ile mücadele eden CCIF derneğinin kapatılmasından sonra Müslümanları ölümcül bir sessizlik aldı. Cami federasyonları korkuyla donmuş durumda ve aynı kaderi paylaşmak istemiyorlar. Ancak bu kaderi paylaşmayacaklarını kim garanti edebilir ki? Bugün olmazsa yarın?  

Bize umut veren gelişmeler de var elbette. CFCM’ye üye federasyonların sessizliğine tepki olarak bazı bağımsız camilerden bir kollektif oluşmuş ve direnişe geçmişler. Şimdilik kaç cami var ve ne yapıyorlar pek bilgi alamadım. Ancak sayılarının çoğalması için gereken yapılmalı. Ne DİYANET ne MİLLİ GÖRÜŞ ne de FEDERASYON bu ihanette yer almamalı. Bugün kapatılma korkusu yarın onları koruyacak manasına gelmez.

Basına konuşan bir yetkili aslında olayı gayet güzel açıklamış. Bence bu konular üzerinden gidilmeli ve tepki gösterilmeli.  

“Hükümet İslam’ın siyasete karıştığını savunuyor ancak kendisi açık bir şekilde İslam’a karışıyor” diyen bir imam “Macron’un CFCM üzerinde baskı kurarak İslam’ı şekillendirmek istiyor” diyor. Ayrıca bu olayın benzerinin Sarkozy döneminde okullarda başörtüsü yasağı konusunda yapıldığını hatırlatıyor ve o dönemde Sarkozy yeni kurulan CFCM’nin desteği haricinde El EZHER’i ziyaret edip bu konuda fetva vermelerini istemiş ve onay almıştı.

Aslında tüm mesele Macron bu konuda ne kadar ileri gidecek? Macron’u hangi ülkeler takip edecek? Fırtına geçtikten sonra rahatız diyen federasyonlar kasırgalara hazır olmak zorunda.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir